• BIST: 83.686 %-0,72
  • Dolar: 2,6582 %0,62
  • Euro: 2,8993 %0,56
  • Altın: 101,47 %0,55
03-06-2017
Selahaddin Çelebi

Selahaddin Çelebi

TARİHDEN GÜNÜMÜZE BAKAN SAHİFELER
muradsimsek@gmail.com

Günümüze ayna olması, coğrafya dünyamızda sahnelenen karanlık oyunlara ışık tutması dileği ile tarihten birkaç sayfa paylaşmak istiyorum. Almanya ile Fransa arasında 1525’de yaşanan Pavya Savaş’ını Almanya imparatoru V. Karl kazanmış, Fransa kralı I. Fransuva esir olmuştu. Fransa kralının annesi Sultan Süleyman’a bir mektupla elçi gönderip oğlu ve vatanını kurtarması için yardım istemişti. Kanuni, elçiden geniş bilgi almış, yardım vâdini ‘’sözlü’’ verip bir mektup göndermişti. Fransa Kralının annesi Luiz dö Savua’ın mektubu: ‘’Almanya ve İspanya kralı Şarlken, oğlum François (Fransuva) i Pavia muharebesinde tutup hapsetti. Şimdiye kadar oğlumun kurtulmasını onun insaniyetine bırakmıştım. Hâlbuki beklediğimiz insaniyeti yapmadığı gibi oğlum hakkında birtakım hakaretler dahi etmektedir. Şimdi ise, âlemin tasdik ettiği azamet ve şanınız ile oğlumu düşmanımızın kahredici pençesinden kurtarmak lütfunu buyurmanızı zât’-ı şahanenizden bilhassa niyaz ederim’’.

Fransa Kralı I. Fransuva’nın mektubu: ‘’Dünyanın ma’mür köşelerinden birçok ülke ve şehirlerin hâkim ve padişahı ve bütün mazlumların dâdgâhı olan Sultan-ı Muazzam ve Hakan-ı Mufahham hazretlerine arzım budur ki, Avusturya Kralı Ferdinand üzerine hücum ettiğinizde biz dahi himmet ve inayetinizle hapisten kurtulup Almanya kralı Charles Quint’in üzerine hücum edip öcümüzü alırız. Siz ki, Şehinşâh-ı celilü’ş şansınız, onun hakkından gelmek için bize yardım buyrulduğu takdirde bundan böyle size ebediyen minnettarlık duyacağıma emin olabilirsiniz’’.

     Sultan Süleyman’ın (günümüzün Türkcesi ile cevabı: ‘’Ben ki, Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve Diyarbekir'in ve Kürdistan'ın ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân'ın torunu, Sultan Selim Hân'ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım.

Sen ki, Françe vilayetinin kralı Françesko (Fransuva)’sun. Dergâh-ı selâtin- penâhıma (Sultanların sığınma yeri olan kapıma), adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, tafsilâtı ile malumum oldu. Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, üzüntüde ve kederde olmayasın. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Hak Sübhânehü ve Teâlâ hayırlar müyesser eyleyip emir ve iradesi neye müteallik olmuş ise meydana gele. Son olarak ahval ve haberler ne ise kendi adamınızdan sorup öğrenip, ona göre hareket edesiniz. Böyle bilesiniz.’’  

 Osmanlı Devleti, Cihan Hâkimiyeti politikasında, Habsburg İmparatorluğuna karşı mücadele eden devletleri desteklemeyi Avrupa politikasını temel taşı olarak görüyordu. Bu sebeple İmparator V. Karl’a karşı Fransa Kral’ı I. Fransuva’yı siyasî, askerî, malî (altın krediler, ticarî imtiyazlar) bakımından desteklemiştir. 1533’de 100 bin altın, 1536’da 1 milyon altın dukalık bir yardım gönderilmişti. Fransa’da kıtlık çıktığında gemiler dolusu yiyecek göndermiş, Akdeniz’e çıkamayan Fransız ticaret ve balıkçı gemilerine Osmanlı bayrağı çektirmiş, üç yüz bin altın borç vermiş, ödeyemeyince de bağışlamıştı.

Nihayet İmparator V. Karl, 1529’da 1. Fransuva ile Cambrai sulhu akdetti ve Fransa’ya Burganya dukalığını iade etti. Fransa’nın bağımsızlığını kurtarılmıştı. I. Fransuva (1532) Venedik elçisine şu itirafta bulunmuştur: ‘’Karl’ın muazzam İmparatorluğu karşısında Avrupa’da devletler ancak Osmanlı gücü sayesinde varlıklarını güvenceye alabilmektedir.’’-Fransızlar ise, Batı’nın Osmanlı topraklarını bölüp parçalama ve Anadolu’dan atma politikası ‘’Şark Meselesi’’ hakkında yüz proje yapmışlardır.

Hollanda 16. yüzyılda Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nun İspanya koluna bağlı bir eyalet idi. Katolik Habsburglular nazarında Protestan Hollandalıların itibarı olmadığı gibi baskı altında bulunmaktaydılar. Hollandalılar, Habsburglar'ın Batı kolu olan İspanya Krallığı'na karşı isyan ettiler. Hollandalılar tanınmak ve Akdeniz’de ticaret yapabilmek izni almak için 1568’den itibaren daha önce Habsburglar'a karşı Fransa ve İngiltere'ye yardım eden Osmanlıların kapısını aşındırmaya başladılar. Hollandalılar büyük ticaret potansiyeline rağmen 1590’dan itibaren Akdeniz'de Fransız ve İngiliz bayrakları altında ticaret yapıyorlardı.  1612’de elçi sıfatıyla Cornelis Haga İstanbul’a geldi. Fakat ticaret imtiyazlarını kaptırmak istemeyen İngiltere, Fransa ve Venedik, Haga'ya karşı her türlü entrikayı denediler. Sultanı I. Ahmed Han’ın huzura çıkabilmek için elçiyi Vezir Halil Paşa, himayesine aldı. Osmanlı sarayında büyük itibarı olan Şeyh Aziz Mahmud Hüdâî dergâhına yüz sürüp el öptürdü. 

   Bu görüşmenin neticesinde Haga, 1 Mayıs 1612’de Topkapı Sarayı’nda huzura kabul edildi. “Kralımızı kulluğa kabul buyurup gemilerimizi başka bayrakla yürütmek mihnetinden bizi kurtarırsanız memnun kalacağız” dedi. Katolik İspanya’ya karşı eskiden beri Avrupa’daki mücadeleleri destekleyen Osmanlı Devleti, Hollanda’ya istedikleri ticari imtiyazları verdi. Hollandalıların Osmanlılardan aldıkları siyasi ve ticari destek bu devletin Habsburg İmparatorluğu karşısında var olmasını sağlamıştı. Hollanda'nın Katolik krallar ve Habsburglar tarafından tanınmaları 30 Yıl Savaşları'nın sonunda imzalanan 1648 Westfalya Antlaşması'ndan sonra gerçekleşti.

  İsveç Krallığı 17. Yüzyılın başlarında Avrupa’nın en güçlü krallıklarından biri haline gelmişti. XII. Karl, arka arkaya kazandığı zaferlerle Danimarka'yı ele geçirmiş, diğer taraftan Lehistan’ı alıp (1707) Rusya’ya girmiş ve Rus Çar’ı Deli Petro’yu defalarca yenmişti. Genç yaşta kazandığı zaferlerle şöhreti artan ve gurura kapılan XII. Karl, tedbirsiz bir şekilde Rusya’ya dalmış ve Ukrayna’ya kadar inip Poltava’da Çar’ın sayıca çok kalabalık ordusuyla karşılaşmıştı. Türkiye, Karlofça anlaşması gereği İsveç kralına askerî destek verememişti. İsveç kralı 1709 Mayıs’ında Poltava'da 14 bin kuvvetiyle 56 bin Rus kuvveti karşısında büyük bir zayiatla harbi kaybetmişti. İsveç Kralı XII. Karl, hayatta kalan 4000 askeriyle birlikte Türkiye’ye iltica etmişti. Rusya, İsveç Kralı ve onunla birlikte sığınan Ukrayna Kazaklarının da kendilerine teslim edilmesini istedi. Ancak Osmanlı Devleti Rusya’nın talebini reddetti. Ruslar, iki devlet arasında sulh olmasına rağmen Osmanlı sınırlarını geçerek Osmanlı’ya sığınan 700 civarında İsveç askerini öldürdüler. Bunun üzerine Osmanlı-Rus Savaşı oldu ve Osmanlı’nın Prut Zaferi ile noktalandı. Prut Antlaşmasının bir maddesi de XII. Karl, İsveç’e dönünceye kadar rahatsız edilmeyecekti. Osmanlı-Rusya arasında yapılan Prut sulh Antlaşmasından (1711) sonra beş buçuk yıl daha Türkiye’de kalmış ve Türk tarihine “Demirbaş Karl” diye geçmiştir. Bu süre de Kral’ın tüm masrafları Osmanlı Devleti tarafından karşılanmış ve Türk misafirperverliğine yakışır şekilde ağırlanmıştır. Demirbaş Karl’da Osmanlı Devleti’nin âli cenaplığı ve kendine sağladığı imkân ve ihsan karşısında minnet ve şükran duygularını şöyle ifade etmiştir:

"Poltava'da esir oluyordum. Bu, benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su, ardımda düşman, tepemde cehennem püsküren güneş. Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu; yine de kurtuldum. Fakat bugün esirim. Türklerin esiriyim. Denizin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar yaptılar, beni esir ettiler. Ayağımda zincir yok. Zindan da değilim. Hürüm, istediğimi yapıyorum. Lakin gene esirim; şefkatin, ulüvvü cenabın, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağı ile sardılar. Bu kadar asil, bu kadar nazik bir millet arasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı.’'

Bilindiği üzere 1492 yılında Katolik İspanya’nın din, inanç zulmünden kaçan Yahudiler de Osmanlı Devleti’nin kucağına sığınmışlardı. Tarih göstermektedir ki Osmanlı’nın, Avrupa’nın milli devletlerin kurulmasında ilmi, iktisadî ve insanî yükselmesinde önemli rolü olmuştur. Tarih şahittir ki, Türk milleti dünyanın en iyilik sever milletidir. Dün de bugün de mazlum ve mağdurlar bu millete sığınmaktadır. Bugün de Türkiye ve Türk milleti mazlumlara, mültecilere mali yardımda dünya devletleri arasında birincidir, öndedir, örnektir. Fakat Batı dün olduğu gibi bugünde mazlumların sığınağı ve hamisi olamadı. Batı’nın geçmişi haçlı seferler, sömürgeler, (petrol ve para kontrolü için yapılan I. II. Dünya) savaşlar, işgaller ve katliamlarla doludur. Evet, herkes sütünün gereğini yapar, yapıyor da.

 Selam ve saygılarımla

MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM